Bazı zaferler vardır; yaşandıkları çağın sınırlarını aşar, asırlar boyunca milletlerin yürüyüşüne yön verir. İstanbul’un Fethi de böylesi bir hadisedir.
Bir şehrin alınmasından ibaret olmayan bu büyük hamle, aynı zamanda bir fikir ve medeniyet iddiasının tecessüm etmiş hâlidir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın şahsında tecelli eden irade, yalnızca surları değil, çağın dar kalıplarını da aşmıştır.
Bugün Türkiye’nin önünde duran mesele de özünde aynıdır. Mesele yalnızca ekonomik büyüklük elde etmek değildir. Mesele, tarihinden kuvvet alan bir milletin geleceği kurma iradesini canlı tutabilmesidir.
Dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde ülkeler teknolojiyle, üretimle ve bilgiyle rekabet etmektedir. Güç artık yalnızca sınırlarla ölçülmüyor. Üretim kapasitesi, teknoloji kabiliyeti ve küresel etki alanı yeni dönemin belirleyici unsurları haline geliyor.
Türkiye son yıllarda bu alanlarda önemli mesafeler kat etti. Savunma sanayiinde ortaya çıkan başarılar, yalnızca teknik gelişme olarak okunamaz. Bu başarılar aynı zamanda özgüvenin ve bağımsız hareket etme iradesinin yansımasıdır.
Milletler geçmişlerini yalnızca hatırlamak için değil, geleceği inşa etmek için yaşatırlar. Tarih, bir hatıra defteri değil; yön tayin eden bir pusuladır.
İstanbul’un Fethi’nin bıraktığı miras da tam olarak budur. Büyük düşünmek, büyük hedefler koymak ve onları gerçekleştirecek iradeyi göstermek.
Türkiye’nin önündeki yol, işte bu tarih bilinciyle daha anlamlı hale gelmektedir.